Duyurular

Masum vatandaşlarımızın teröristler tarafından hunharca katledilmesine ses çıkarmayıp, güvenlik ve barışı temine çalışan kamu otoritesinin terör örgütüne karşı verdiği mücadeleyi ve aldığı tedbirleri bir “kıyım” ve “savaş” olarak tanımlayıp, akademisyenleri kalkışmaya davet eden metnin altına imza atanlarla ilgili Anayasa Mahkemesi’nin kararı kamuoyunda ciddi bir rahatsızlık uyandırdı.

Hatırlamak gerekirse, adına Barış Bildirisi dedikleri metin, Sur, Silvan, Nusaybin, Cizre ve Silopi gibi terörün yoğun bir şekilde vatandaşların can güvenliğini tehdit ettiği ve kendisine destek vermeyenleri katlettiği bir dönemde bu bölgelerde hükümetin terörü ortadan kaldırmak için uyguladığı sokağa çıkma yasağını gerekçe göstermekte idi.

Bizzat ülkemizin güvenlik güçlerince alınan tedbirler metnin içinde “kasıtlı ve planlı kıyım” olarak tanımlanmış, teröristleri korumak adına terör mağduru masum vatandaşlarımızın can güvenlikleri hiçe sayılmış ve bunun adı da ifade hürriyeti olarak gösterilmeye çalışılmıştı. Yine aynı metinde, hükümet terör örgütü ile “müzakere etmeye” ve terör örgütü ile birlikte bir “yol haritası” oluşturmaya davet edilmişti.

Kişisel olarak masum vatandaşların can güvenliğinin temin edilmesinin en temel insan hakkı olduğuna inananlardanım. Devletin başat görevi de vatandaşlarının yaşam hakkını korumaktır. Tüm evrensel hukuk metinleri de yaşam hakkını ifade hürriyeti dahil bütün hürriyetlerin üstünde görmektedir.

Kamu kaynaklarını kullanarak istihdam edilen kamu personelinin, devletin en temel görevi olan vatandaşların can güvenliğini temin etmek için aldığı tedbirleri “kıyım” olarak tanımlamasının anayasa başta olmak üzere, kamu personel rejimini düzenleyen yasal metinlerde yer alan hukuki normlarla bağdaşmayacağı da açıktır. Terörün bizatihi kendisi ülkenin bölünmez bütünlüğüne ve insanların yaşam hakkına kast etmektedir. Terörün propagadasını yapmak, devletin terörle mücadelesini bir katliam olarak tanımlamak da bu terör örgütüne destekten başka birşey değildir. Daha da ötesi devletin çalışanları tarafından yapılan bu propaganda asla kabul edilemez. Dolayısıyla metni imzalayan kamu çalışanlarının kamu görevlisi vasıflarının ellerinden alınması olağan hukuk düzeni içinde bir gerekliliktir. AYM’nin de ihraçlar konusunda bu gerekliliğe uygun davranması bir zorunluluktur.

AYM’nin ceza kovuşturması ile ilgili kararı söz konusu olduğunda ise, bireysel anlamda bu tür değerlendirmelerde bulunmak ifade hürriyeti olarak kabul edilebilse dahi, toplu bir biçimde metindeki ifadesiyle “katliamın suç ortağı” olmamak adına temasta bulunmak yönündeki çağrının hükümeti terör mağduru masum vatandaşların can güvenliği konusunda tedbir almak amacından uzaklaştırmak sonucu doğuracağından bu eylemi, ifade hürriyeti olarak kabul etmek mümkün değildir. Bu yorumun terör mağduru vatandaşlar nezdinde can güvenliği hakkının ihlali anlamına geleceği de açıktır.

Üniversiteler ürettiği akademik bilgi ve verdiği eğitim hizmeti sürecinde de evrensel normlara, kamu düzenini temin eden yasal metinlerle temel hak ve hürriyetlere uygun davranmak durumundadır. Vatanına, milletine, bayrağına ve evrensel değerlere sahip çıkıp, bu değerler uğruna canlarını feda eden şehitlerimizin mirasına saygı duyan ve koruyan bir nesil yetiştirmek Rektörü olduğum Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nin temel önceliğidir.

 

Prof. Dr. Yusuf TEKİN

Rektör